Faili sor meçhulü gör, kardeşim rahat mı için o son uykunda*

“`html

Yaşamın Kutsallığı ve Hrant Dink’in Anısına Saygı

Zaman zaman zihnime, yeryüzü ve evrenin, yaşamı sürdürmek adına önemli bir yapı taşı olduğu fikri geliyor. Çiçek, toprak, su, gökyüzü ve elbet insanın varlığı… Yaşam, kendiliğinden bir direnç göstermenin ifadesidir. Nefes almak, kök salmak, gelişmek ve tutunmak; yaşamın bu derece temel unsurlarına sahipken, insanı değerli kılan özellik ise düşünme, itiraz etme, merhamet gösterme ve anı hatırlama yeteneğidir. İnsan, varlığıyla birlikte, başkalarının hayatına da alan yaratıldığında gerçek anlamda değerlidir. Acıları paylaşabilmesi, haksızlıklara karşı ses çıkarabilmesi ve adalet duygusunu kaybetmemesi, insan yaşamını kutsal kılan unsurlardandır.

Toplumun Gözünden Kaçan Cinayetler

İnsan hayatının kutsallığına bakıldığında, doğal bir şekilde ortaya çıkan ölümü anlayabiliyorken, başka bir kişi tarafından öldürülmesini kavrayamıyorum. Hrant Dink’in toplumsal ortamda planlanmış bir şekilde, sinsice öldürülmesi ise özellikle anlayamadığım bir durum. Medya ve devletin iş birliğiyle göz yumulan bu cinayet, bana, Dink’in duruşmalarında yaşadıklarımla çok şey öğretiyor.

Duruşmalar sırasında anladığımız bir gerçek var: Trabzon Emniyeti’ne, “İstanbul’da bir Ermeni gazetecinin öldürüleceği” bilgisi geliyor. Bu bilgi İstanbul’a iletilince, Dink korunmuyor; duruşmalarda sanıkların “bilgi verdik, sonrası bizim için bilinmiyor” dediğini duyuyoruz. Bu söylediklerimiz ışığında, Dink’in öldürüleceğini devlet yetkililerinin biliyordu, açıkça ortada olan bir cinayet.

Unutulmaması Gereken Bir Hatıra

O cinayetin faili cezasını çekip hayatına devam ederken, Hrant Dink’in sevenleri her 19 Ocak’ta anma etkinliğinde toplanıyor. “Unutmuyoruz” diyorlar. Bu hatırlama durumu, devletin ve sistemin tüm çabalarına rağmen her yıl bu alanda toplanmak başlı başına bir politik duruş sergiliyor.

Geçtiğimiz gün, Hrant Dink’i anmak için dokuzuncu kez toplandık. Burası gazetecilerin, aydınların ve bu ülkedeki “bu cinayet yanlıştı; bu bir adaletsizlik” diyenlerin buluşma noktası. Her seferinde oraya gitmek, duruşun ve birlikteliğin önemini vurguluyor.

Yağmurlu havalarda, sert rüzgârda, kalabalık ile birlikte yürüyerek o noktaya ulaştık. Polis engellerini aşarak alana vardık.

Dün birçok anlamlı konuşma yapıldı, bu konuşmalara buradan ulaşabilirsiniz. Hrant Dink’in öğrencisi Leda Özber’in ifade ettiği kelimeler, gazeteciliğin özünü ve toplumun derdini duyurmanın önemini oldukça etkileyici bir şekilde yansıtıyordu. Özber, bir yerden daha fazla insanın faydalanıp faydalanmayacağına bakmadan, yalnızca bir kişinin dahi haber alması halinde gazeteciliği sürdürmenin değerli olduğunu vurguladı. Özber, şöyle dedi:

“Agos’un her manşeti hem Ermeni hem de geniş toplumsal bir yankı bulabiliyordu. Ama bazı dönemler duyduğumuz sessizlik de can sıkıcıydı. Baron Hrant’a, hayal kırıklığıyla, ‘Biz bu gazeteyi kim için çıkarıyoruz?’ diye sorduğumda, her seferinde, ‘Bir kişi bile okusa, benim için önemli’ şeklinde yanıt alıyordum.”

Topluluğa katılanlardan bazıları Hrant Dink vurulduğunda daha doğmamıştı; bazıları yakın arkadaşıydı; bazıları okuruydu ve bazıları ise Dink öldükten sonra tanımışlardı.

Kaynak: Can Özgtürk, Evrim Kepenek ve Can Candan

Ece Irmak Albayrak ise, “O zaman çocuk yaşlardaydım, ama acımı hala hissediyorum. Geçmişe döndüğümde hüzünleniyorum. Ancak Dink’in varlığı bir umut ışığı” dedikten sonra “Burada olmak, yalnız olmadığımı hatırlatıyor” dedi. Yine de kışın soğuk günlerine inat orada olmak için gelen yüzlerce insan vardı.

Aslı, şu sözleri söyledi: “Her yıl burada olmak çok kıymetli, insanlarla buluşmak bir bağ kuruyor; bu durum bize birlikte durmamız gerektiğini öğretiyor.”

Esra Ece Kutlu ise şu ifadelerde bulundu: “Acı içindeyim. İnsanların yaşadığı acının, geçmişin etkisiyle kapanmadığını görüyorum.”

Akademisyen Can Candan, “Burada olmak, yaşanan acının ne kadar taze olduğunu hatırlatıyor. Yıllar geçse de adaletin yerini bulamaması derin bir üzüntü yaratıyor. Ermeni Soykırımı’nın bir parçası olanların göğsüyle arasında açılan bu yarayla anmanın hüznünü yaşıyoruz” diyerek, acının ve hatıraların hala tazeliğini koruduğunu belirtti.

Hrant Dink’i anmak, birçok insanın politik düşüncesinin bir kenara bırakıldığında bile toplanabildiği bir mekân oluşturuyor.

Her 19 Ocak’ta Hrant Dink, “Yan yana durun. Mücadele etmekten vazgeçmeyin” mesajını fısıldıyor. Bu mesaj sadece yerel değil, tüm dünyada artan otoriter akımlara karşı da geçerli. Kadın ve LGBTİ+ hakları üzerindeki baskı artarken, farklılıklara olan saygı azalırken, insan insana giderek düşmanlığı büyütüyor. Tıpkı Dink’in belirttiği gibi:

“Hiçbir emperyalist ülke, bir milletin karanlıklarını veya gözyaşlarını dert etmez, kendi çıkarları peşindedir.”

Bizler içimizde duyduğumuz, ancak ifade etmeye korktuğumuz gerçeklerimizi yansıtan cesaret dolu bir gruba dönüşüyoruz. Hükümetler ise yurttaşların taleplerini göz ardı edip, bu dilekleri uluslararası girişimlerin parçası haline getiriyorlar.

Fakat biz, cehennemi geride bırakıp cennet arayan insanlarız; yaşadığımız zorlukları aşmak için mücadele edenlerdeniz.

*Bu yazının başlığı Melike Şahin’in 2022 Hrant Dink ödül töreninde söylediği Adana Ağıdı isimli eserden alınmıştır.

Adana Ağıdı’nın Türkçe kısmı şöyle: Baharım suskun yerim yurdum dar, dizili boğazımda hazin dualar… Bu eseri buradan dinleyebilirsiniz.

(EMK)

“`